Hipertansiyon ; Yani yüksek tansiyon, kan dolaşımı için damarlarımızda gerekli olan kan basıncının normalden fazla olmasıdır. Yüksek tansiyon ülkemizde her üç kişiden birinde görülen önemli bir sağlık sorunudur. Tedavi edilmediğinde; kalp yetmezliği, kalp büyümesi, damarlarda daralma, felç, böbrek yetmezliği ve körlük gibi ciddi sorunlara neden olur; bu nedenle mutlaka erken dönemde teşhis edilmelidir. Tansiyonunuz, 180/110 mmHg gibi çok yüksek düzeye erişmediği sürece kolay kolay herhangi bir belirti vermez. Yüksek tansiyonun en sık rastlanan belirtileri; baş dönmesi, baş ağrısı, kalp ağrısı, kulak çınlaması, nefes darlığı, çift veya bulanık görme, burun kanamaları ve düzensiz kalp atışlarıdır.
Hipertansiyon ve beslenme
Şişman kişilerde yüksek tansiyon ortaya çıkma olasılığı normal kilolu insanlara göre 2 mislidir ve şişmanların %70’inde yüksek tansiyon görülür.Vücut ağırlığı olması gerekenin %20 üstünde olanlarda ve özellikle bel/kalça oranı istenenden yüksek olan kişilerde hipertansiyon riski çok daha fazla görülmektedir. Beslenme tarzınınsa, hipertansiyonun oluşumuna ve tedavisine etkileri oldukça açıktır. Özellikle diyetle alınan sodyum, kalsiyum, potasyum, magnezyum, yağ ve alkol kan basıncı üzerinde etkili besin öğeleridir. Öyleyse bu besin öğelerinin tüketiminde bazı noktalara dikkat etmek hem yüksek tansiyon hastaları, hem risk altındaki şişman kişiler için yararlı olacaktır;
Günlük tuz tüketimi olabildiğince azaltılmalıdır, yemeklere ayrıca tuz koymaktan kaçınılmalıdır.Kalsiyumdan zengin beslenmeye dikkat edilmelidir. Başlıca kaynak olan süt ve süt ürünleri tüketilirken yarım yağlı veya light olanların tercih edilmesiyle kalp hastalığı riskini arttırmamak da önemlidir.Potasyum alımının artmasıyla hipertansiyon riski düşmektedir. Bu alımı arttırmak için bol miktarda sebze ve meyve tüketimi gerçekleştirilmelidir.Kandaki magnezyum seviyesinin düşük oluşu da yüksek tansiyon riskini belirleyen faktörler arasındadır.Doymuş yağlardan yüksek bir beslenme tarzı da tetikleyici faktörler arasındadır. Yapılan araştırmalar da doymamış yağdan (ayçiçeği, zeytinyağı, mısır yağı gibi) zengin beslenmenin kan basıncını düşürdüğünü göstermektedir.Alkol kullanımı da özellikle kadınlarda hipertansiyona yol açmaktadır.Ekmeklerin tuzsuz olanlardan seçilmesi de günlük sodyum tüketimini büyük ölçüde azaltacaktır.
Sarımsak kullanımının da olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir.Ek olarak balık yağı kullanımının da kan basıncının denetiminde faydalı olduğu görülmüştür.Sakatatlar, kuru meyveler, bezelye, enginar gibi sebzeler, konserve besinler, turşu, zeytin gibi yiyeceklerin sodyum oranı yüksek olduğundan tüketimlerinde dikkatli olunmalıdır.
Risk altında olabilirsiniz. Tansiyonunuzu sık aralıklarla ölçtürün.
Kaynak: Medikal akademi
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Haziran 2016 Cuma
HİPERTANSİYON'DA BESLENME
17 Haziran 2016 Cuma
SAKIZLARIN PERİODONTAL SAĞLIĞA ETKİSİ İLE İLGİLİ LİTERATÜR TARAMASI
<<<<<<<<<<<< Sakızlar İçindeki Tatlandırıcılar <<<<<<<<<<<<<<
Tatlandırıcılar içinde ksilitol en çok dikkat çekendir ve ksilitol içeren sakızlar ağız sağlığına yararlı etkilerinden dolayı yaygın olarak kullanılmaktadır. Ksilitollü sakızların öğünler arasında düzenli olarak çiğnenmesinin antikaryojenik etkisi olduğu ve diş plağı oluşumunu ve dişeti iltihabını azalttığı gösterilmiştir. Ksilitol veya ksilitol/sorbitol içeren sakızların diş plağının asidojenik potansiyelini ve plak oluşumunu azaltma özelliğini test eden bir araştırmada, ksilitol veya ksiltol/sorbitol içeren sakızların dişler üzerindeki mikrobiyal birikime bir etkileri olmadığı bulunmuştur. Yapılan diğer bir çalışma da benzer bir sonuç bulmuştur.
<<<<<< Sakız İçinde Kullanılan Periodontal Sağlıkla İlişkili Diğer Ajanlar <<<<<<<
Sakızların içine eklenen enzim, abraziv ve divalent metal iyonlar gibi maddelerin ve ayrıca alternatif tıpta kullanılan bazı bitkilerin antiplak ve antimikrobiyal aktiviteyi geliştirebileceği birçok çalışmada gösterilmiştir.
<<<<<<<<<<<<<< Sonuç <<<<<<<<<<<<<<<<
Sakız çiğnemek ağız boşluğundaki temizleme işlemini artırmada önemli rol oynayabilmektedir. Ayrıca sakızın farklı terapötik ajanların ağız boşluğuna iletiminde iyi bir araç olabileceği düşünülmektedir. Günlük rutin ağız bakımı işlemlerine ek olarak antiplak ve antimikrobiyal ajanları içeren sakızların kullanılması, gingivitis oluşumunu önlemede yardımcı olarak kullanılabilir.
Özellikle ağız enfeksiyon riski yüksek hastalar için (örn: hastanede yatan, ağız kuruluğu olan, özürlüler vs.) diş ve dişeti ile ilişkili terapötik ajan içeren sakızlar ağız bakımının sağlanmasında destekleyici rol oynayabilir. Bunun dışında antiplak ajan içeren sakızların, uzun süre kimyasal plak kontrolü sağlanması gereken durumlarda gargaralara alternatif olarak kullanılması uygun olabilir. Fakat bu amaçla üretilen sakızların içindeki periodontal sağlığı koruyucu maddelerin etkili olabilmeleri için sakız içinde bulunması gereken miktarı ve kullanma işlemleri hakkında yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle klinik olarak etkili doz, tüketme sıklığı ve kullanma süresi ile ilgili uzun dönem randomize klinik çalışmaların yapılması gerekmektedir.
KAYNAK
Ercan N., Erdemir H., Sakızların Periodontal Sağlığa Etkisi İle İlgili Literatür Taraması. Kırıkkale Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Periodontoloji Anabilim Dalı 2012
Monosodyum Glutamatın Sağlık Üzerine Etkisi
Monosodyum Glutamat Nedir
Monosodyum glutamat (E 621), et
ve ürünlerinde daha çok bulunan aminoasitlerden biri olan
glutamik asitin
sodyum tuzudur.
4 temel tat olan tatlı, tuzlu,
ekşi ve acı dışında gıdaya 5. temel tat olan umami aromasını
vererek ürünün
lezzet özelliklerini güçlendirmekte insanlarda daha sık yeme isteğini
uyandırmaktadır.
Gıda Katkı Maddesi Tanımı ve
Sağlık Üzerine Etkisi
Gıda katkı maddeleri gıdaların
mikrobiyolojik bozulmalarını engellemek, dayanıklılığını ve raf
ömrünü uzatmak,
besleyici değerini artırmak ve korumak, renk, görünüş, lezzet, koku gibi
duyusal özellikleri düzeltmek gibi birçok amaçla kullanılmaktadır.
Gıda katkı maddelerindeki
olumsuzluklar, katılmasına izin verilen katkı maddesinin mevzuata
uygun olarak
kullanılmaması, düzenli bir şekilde kontrol edilmemesi, üretici bilincinin
oluşmaması ve risk değerlendirilmelerinin yapılmaması sonucu gıda katkı
maddeleri
vücudumuz için zararlı hale gelip sağlığımızı bozmaktadır.
Monosodyum Glutamatın
Sağlık Üzerine Etkisi
Monosodyum glutamat beyni
uyararak lezzet algısını artırıcı bir etki göstermektedir ve iştah
artışına
sebep olmaktadır. Mono sodyum glutamatın vücuda alımı ile baş ağrısı, solunum
bozukluğu, astım, hipertansiyon ve nefes darlığı gibi rahatsızlıkların
oluşmasına sebep
olmaktadır.
Monosodyum Glutamat Ve Astım
İlişkisi
Astım uyaranların çeşitli
havayolu inflamasyonu, geri dönüşümlü solunum yolu tıkanıklığı,
öksürük
spazmlar ve artmış hava yolu aşırı duyarlılığı ile karakterize kronik bir
solunum
hastalığıdır.
Monosodyum glutamat (MSG) ve
astım arasındaki olası ilişki ilk 1981 yılında Allen ve Baker
tarafından
araştırılmıştır. Bir çalışmada yemeklerinde MSG kullanan çin lokantasında yemek
yiyen iki sağlıklı yetişkin bireylerin
yemek yedikten 12 saat sonra ikisinde’de astım ataklarının
başladığı
belirtilmiştir.
Schwartzstein ve ark. yaptığı bir
çalışmaya göre 12 hastaya ağız yoluyla
1,5 g monosodyum
glutamat verilmiş. Verildikten 4 saat sonra hastalarda
bronkospazm (Bronş ve bronşçukların
kasılması) geliştiği gözlenmiştir
Bazı hastalarda migren ataklarına
sebep olan etkenler vardır bunlardan biride monosodyum
glutamattır.
Monosodyum Glutamat Ve
Tansiyon İlişkisi
Yeni doğan bebekler üzerinde
yapılan bir çalışmada bebeklerin mamalarına Monosodyum
glutamat katılması
bebeklerde hipertansiyon riskini artırmaktadır.
Monosodyum içeren yiyecekler ile
beslenen ratlar da tansiyonun stabil olmadığı gözlenmiş ve
buna bağlı olarak
ratlar da migren atakları oluşmaktadır.
Ratlar üzerinde yapılan bir
çalışmada yeni doğan erkek ratlara 4 mg/kg monosodyum glutamat
verilmiş ve 90
gün sonra ratların arter basıncında artış olduğu gözlenmiştir.
Monosodyum Glutamat Ve Obezite
ilişkisi
Obezite başta kalp hastalığı ve
inme, hipertansiyon, diyabet gibi birçok hastalığa yakalanma
riskini artırıyor.
MSG merkezi sinir sistemi üzerine
etkisi yüksek bir gıda katkı maddesidir.
MSG nöronları
uyararak iştahı artırarak daha fazla yemek yemeğe isteği oluşturmaktadır.
MSG’nin hormonlarımız üzerinde
etkisi net bir şekilde biliniyor leptin hormonunu inhibe
ederek tokluk
mekanizmamızı bozan monosodyum glutamat bizi daha fazla yemek yemeye
sevk
etmektedir. Bu durumun olumsuz sonucu ise obezitedir.
Ratlarda yapılan bir çalışmada on
altı haftalık olan ratlara oral yoldan verilen monosodyum
glutamat sonrası
ratların vücutlarında yağ birikimi, hiperglisemi ve insülin direncinin
geliştiği
rapor edilmiştir. Monosodyum glutamatın Obezite / insülin direnci
rahatsızlıkları üzerine
vasküler fonksiyonu bozucu bir etkisi olduğu rapor
edilmiştir.
Monosodyum Glutamat ve Uyku
Bozukluğu Arasındaki İlişki
Uyku bozukluğu (SDB) solunum
obstrüktif uyku apnesi (OSA), santral uyku apnesi ve
periyodik solunum, uyku
sırasında meydana gelen anormallikleri, nefes alma sıkıntısı gibi bir
dizi
sorunları kapsar.
Normal vücut ağırlığında sahip
olup monosodyum glutamat alanlar ile şişman olup
monosodyum glutamat alan
bireyler arasında önemli farklılıklar tespit edilmiştir. Şişman
bireylerin
monosodyum glutamat alması sonucu horlama ve uykuda solunum bozukluğu gibi
rahatsızlıklara yakalanma riski daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Çin’de yapılan bir araştırmada
çin lokantalarında kullanılan monosodyum glutamatın erkek ve
bayanlarda gece
uykuya dalamama ve uyku sırasında nefes darlığı geliştiği gözlenmiştir. Uyku
bozukluğuna sebebiyet veren MSG dozunun bir etkisi olmadığı rapor edilmiştir.
Monosodyum Glutamatın
Karaciğer Ve Böbrek İle İlişkisi
Yapılan araştırmalara göre
farelere günlük ‘lık bir dozda verilen monosodyum glutamat
karaciğer ve böbrek
için toksik etki yaratmaktadır.
Ratlara 4 mg/kg monosodyum
glutamat verildikten 15 dakika sonrası biyokimyasal analize
bakıldığında ALT ve
AST’nin yüksek seviyelerde olduğu saptanmıştır.
Ratlar üzerinde yapılan başka bir
çalışmada monosodyum glutamatın ratlarda karaciğer
yağlanmasına sebebiyet
verdiği ve karaciğer kanseri riskini artırdığı gözlenmiştir.
Ratlara verilen monosodyum glutamat ratlarda böbrek hasarına sebep olduğu ve
glomerüler
filtrasyon hızında düşüş gerçekleştiği rapor edilmiştir.
Monosodyum Glutamatın Güvenli
Alım Düzeyinin Değerlendirilmesi
Monosodyum glutamata hassasiyet
kişiden kişiye değişmektedir. Bu konuda yapılan bilimsel
araştırmalara MSG’a
olumsuz reaksiyon gösterenlerin oranı
%2-25 arasındadır.
Günlük tüketilmesi önerilen
monosodyum glutamat miktarı (ADI) 0,15 g/kg olarak
saptanmıştır.Yapılan çarpıcı bir araştırma ise
bebeklerin mamalarına katılan %0,5 oranında
monosodyum glutamat bebeklerin mamalarını daha severek
yediği saptanmıştır.
Bu konuda yapılan çalışmalar
sonucu on iki haftadan küçük bebeklerin mamalarında
monosodyum glutamat
kullanımı önerilmemektedir.
16 Haziran 2016 Perşembe
Cevizin Sağlık Üzerine Etkisi
Fonksiyonel Bir Gıda Olan Cevizin Sağlık Üzerine Etkisi
Giriş
Fonksiyonel gıdalar, vücudun temel besin ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde, insan fizyolojisi ve metabolik fonksiyonları üzerinde ek faydalar sağlayan, böylelikle hastalıklardan korunmada ve daha sağlıklı bir yaşama ulaşmada etkinlik gösteren gıdalar veya gıda bileşenleridir.
Fonksiyonel gıdalar, vücudun temel besin ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde, insan fizyolojisi ve metabolik fonksiyonları üzerinde ek faydalar sağlayan, böylelikle hastalıklardan korunmada ve daha sağlıklı bir yaşama ulaşmada etkinlik gösteren gıdalar veya gıda bileşenleridir.
Ceviz, yüksek oranda yağ ve protein içermektedir besleyici değeri yüksek bir gıdadır. Ceviz yağının en önemli özelliği ise doymamış yağ asitlerinin yüksek olmasıdır. Ceviz yağında linoleik asidin fazla olması cevizi eşi bulunmaz bir gıda yapmaktadır.
Son epidemiyolojik çalışmalar, ceviz tüketiminin kardiyovasküler ölümleri azatlığını göstermektedir. Cevizin bu özelliğinin içerdiği polifenollerin antioksidan özelliğinden kaynaklandığı bilinmektedir.
Cevizin İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkileri
- Cevizin içerdiği vitamin E ve diğer antioksidanların da (fitosterol ve polifenoller) cevizin fonksiyonel gıda olarak kabul görmesinde önemli katkısı vardır.
- Bu bileşiklerin; kalp damar hastalıklarına, belli kanserlere ve yaşlanmanın olumsuz etkilerine karşı koruyucu rol oynadığı belirtilmektedir.
- Vitamin E’nin LDL (Low Density Lipoprotein) kolesterol oksidasyonuna karşı koruma sağladığı ve kalp hastalıkları riskini azalttığı bildirilmiştir.
- Cevizin yüksek miktarda δ- tokoferol (24-46 mg/100g) içerdiği belirtilmektedir.
- Cevizde, antioksidan özelliği olduğu bilinen, kalp damar sistemi için yararlı etkileri olan melatonin’in varlığı da saptanmıştır.
- Ceviz polifenollerinin, antioksidan ve bağışıklığı güçlendirici özellik gösterdiği belirtilmiştir. Bunun sonucu olarak, kalp-damar hastalıklarına ve kansere yakalanma riskinin azaldığı klinik çalışmalar ile desteklenmiştir. Cevizde polifenollerin, en fazla meyvenin dışını saran ince kahverengi kabukta yer aldığı bildirilmiştir
- Cevizde yüksek oranda bulunan, temel amino asitlerden L-arjinin hipertansiyonda özel bir öneme sahiptir. L-arjinin insan vücudunda nitrikoksite dönüşerek, kan damarlarının iç duvarlarını yumuşatmakta ve damarların rahatlamasını sağlamaktadır.
- Cevizde çoklu doymamış yağ asitlerinden Omega 3 ve Omega 6’nın sırasıyla 9.081 g/100 g ve 38.095 g/100 g oranında bulunduğu belirtilmektedir. Çoklu doymamış yağ asitlerinin kalp-damar hastalıklarını önlemede; antinflamator, antihipertansif olduğu, özellikle kan lipit seviyesini azalttığı, trombosis ve damar tıkanıklığını engellediği bildirilmektedir
Cevizin Kolesterol Üzerine Etkisi
Kolesterol, vücutta bazı hormon (kortizon, seks hormonu), D vitamini ve safra asitlerinin sentezinde kullanılmaktadır. Yüksek kolesterol seviyeleri, kan damarlarının zamanla tıkanıp daralmasına yol açmakta ve bu birikim çok yavaş gerçekleşmektedir. Kan damarları daraldıkça, kalbe giden kanın azaldığı, bu durumun göğüs ağrısına yol açtığı belirtilmektedir. Kalbe giden kanın büyük ölçüde azalması veya tamamen durması sonucunda kalp krizi gerçekleşmektedir.
Ceviz tüketiminin kandaki toplam ve LDL kolesterol ile trigliseritlerde azalma sağladığı, HDL kolesterol ve apolipoprotein düzeyini arttırdığı saptanmıştır. FDA verilerine göre; günlük 42.5 g ceviz tüketimi ile düşük doymuş yağ ve kolesterol diyetlerinin kronik kalp hastalıklarını önleyebileceği belirtilmiştir.
Ceviz tüketimi ile HDL ve LDL oranının belirlendiği bir başka çalışmada ise; ortalama 69 yaşındaki erkek ve kadın tip 2 diyabet hastalarına, 6 ay süre ile 3 farklı diyet uygulandığı belirtilmiştir. Deneme sonunda kalorilerinin %30’nu cevizden alan gruptaki hastaların toplam kolesterollerindeki HDL kolesterol seviyesinin önemli düzeyde arttığı ve LDL seviyesinde %10 azalma olduğu açıklanmıştır. Araştırıcılar; bu etkinin cevizin yağ asidi profilinin yanı sıra içerdiği güçlü antioksidanlar, vitamin E ve ellajik ve gallik asit ile ilişkili olduğu yorumunu yapmışlardır. Yapılan araştırmalar sonucunda Omega 3 yağ asitlerinin; atardamarlardaki kan basıncını düşürerek hipertansiyonu kontrol altı- na aldığı, damar kasılmalarını azalttığı, tümör oluşumunu geciktirdiği, iltihabi hastalıklar, alerjik astım, bağışıklık sistemi ve sinir sisteminde tedavi edici özellikte olduğu bildirilmektedir.
Kaynak: YİĞİT, Aycan, Ümran ERTÜRK, and Mihriban KORUKLUOĞLU. "Fonksiyonel Bir Gıda: Ceviz." Bahçe 34.1 (2005).
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
